Aylardan Eylül, günlerden Cumartesi,
Ey Allahım, sen bu aklı evveli nereden çıkarttın karşımıza durup dururken diyeceğiniz bir yazı geliyor şimdi. Hele ki, bu yazıya Google aracılığı ile yaptığınız alakasız bir sorgudan sonra ulaştıysanız belki de bir daha Google bile kullanmayabilirsiniz
Şaka bir yana,
arasıra yazarım adlı Düşünce Kulübü köşesinde, sitenin tarzından, konseptinden, entelektüel yaklaşımından ve daha pek çok özelliğinden bağımsız ve hatta alakasız yazılar yazabiliyorum.
Köşemin adı gibi, ara sıra yazıyorum ama ara sıra da olsa yazıyorum işte.
Üstelik okuyucu kitlem bile varmış:)
Bu akşam, her nedense canım böyle bi çay çekti ki, anlatılır gibi değil.
Yer İstanbul Teknik Üniversitesi Ayazağa Kampüsü. Bizim zamanımızda bunlara Yerleşke denmiyordu, ben de el alışkanlığı hep kampüs yazıyorum ama sonra da düzeltmeye üşeniyorum. Yazarken hep ileri gitmek gibi bir huyum var, geriye doğru gidince psikolojim bozuluyor çünkü. Zaten yazının konusu da bu. Bu yazıda arıza sayılabilecek psikolojik bir vakaya tanıklık edilecek,
haydi edile 
Hafif karnım da aç, yanımda bir arkadaşım Kampüs Cafe adlı mekana oturduk.
Demek ki, onların zamanında da yerleşke yokmuş diye düşünürken bir yandan da çayla birlikte en iyi ne gider lan acaba diye içimden geçirerek menüye bakıyorum.
Menü de tatmin edici hiçbirşey olmamasına rağmen sırf çayın hatırına, yanı boş kalmasın diye saçma sapan bir yiyecek söylüyorum çayla birlikte.
Gelen o saçma sapan yemeğin yanında, buz gibi olmasına rağmen büyük bir keyifle içtiğim çay kesmeyince garsonu çağırıp bir çay daha istiyorum.
İsterken de çok olmasa da olabildiğince kibarım,
- Pardon, bir çay alabilirmiyim lütfen ?
Adam demez mi, çay self servis.
Nası ya, az önce yemekle söyledim getirdiniz.
Garsonda bir sessizlik, öylece bakıyor, tepki yok, getireyim yok, kesin getirmem yok, kafası karışmış, tekerleğin dişleri arasına sıkışmış çakıl taşı gibi sessiz, garip.
Neyse, sorun değil kalsın çay diyerek hesabımızı istedik, Allahtan onu getirdiler. Hesap self servis abi deseydi, o da kalsın diyebilirdim.
Oradan çıktık, atladık motosikletlerimize (özgürlüğümüze vurgu ve google için anahtar kelime yüklemesi) doğru İncirli Ömür Plaza Starbucks.
Burası açıldığından beri, herhalde tüm müşterileri arasında en çok giden, müesseseye en çok para kazandıran, hemen her kahvesinden ortalama kişi başı satış rakamlarının çok üzerinde içmiş birisiyimdir. Hatta foursquare de mayor umdur ayıptır söylemesi
Bunu anlatıyorum, birazdan alakası bulunacak.
Yanımdaki arkadaşımla birlikte birer kahve içiyoruz, aslında benim canım acayip çay istiyor ama, çay içme işi biraz keyif işi bana göre. Ben oturup yudum yudum, tadını alarak içmeyi seviyorum çayı. Kahve de öyle aslında ama çayda lezzet, kalite, tat o kadar farkediyor ki, ağzının tadına uygun çay denk gelmesi de zor, gelirse onu aceleye getirip içmesi de keyifsiz. Kahve, masada kalsa da üzülmem. Standart lezzet nasıl olsa, bildiğim ve asla %100 beğenmediğim Starbucks kahvesi.
Kahvelerimizi içiyoruz, kalkıyoruz. 1 Saat kadar arada işim var, sonra yeniden aynı mekanda başka 2 arkadaşımla buluşacağım. İşte o zaman Çay İçme zamanı benim için.
Muhteşem bulmasam da, iyi olduğunu düşündüğüm earl grey. 2,75 TL ye kocaman bir kupa çay.
Parasında da değilim, çok daha küçük bir bardağa daha çok da öderim de, geri döndüğümde tam kendime çay alacağım, bir de bakıyorum cepte 1 lira bile yok.
Haydaa, diyorum içimden. Neyse ki buluştuğum arkadaşlarımdan 2 si de iyi arkadaşım ve özellikle birisine nazım geçer. Kalk çay al derim alır.
Rahat rahat, keyifli birkaç saat geçireceğim masaya oturuyorum, bu arkadaşlar benden hemen önce kendilerine yiyecek ve içeceklerini almışlar, oturuyorlar. Neyse diyorum, şimdi söylemeyeyim, param olmadığı anlaşılır, ayıp olur.
Ayıp olma meselesi de aslında hüsnü kuruntu, gayet te abi para kalmamış üzerimde bankadan çekmeye de üşeniyorum 2,75 ver de şurdan bir çay alayım da derim ama demiyorum işte, utangaç günümdeyim.
Bir saat kadar çayın hasretiyle yanıp tutuştuktan sıonra arkadaşa sesleniyorum, abi bi çay al da içelim 2 saattir oturuyoruz, benimki earl grey olsun.
Starbucks’ın siyah çayını sevmem, çok lezzetsiz ve acı gelir bana. daha 3-4 yudum aldığımda midem bulanır.
Arkadaş’ın üşengeçlikle karışık cimriliği üzerinde, yok ben alamam diyerek sallıyor.
5 dk sonra, 10 dk sonra 30 dk sonra aynı muhabbet tekrarlanıyor.
Abi çay kap gel de içelim, benimki earl grey olsun.
2 saat kadar sonra bizim arkadaş diğerine diyor ki, abi şurdan çay kap gel de içelim.
Ben diyorum ki, yok abi, sen alma, o alsın falan, neyse diğer arkadaş gidiyor 2 çay almış, kendisi içmiyor, ama çaylar siyah çay.
Bir yudum alıyorum, ahhh, berbat geliyor tabii, alıp gidiyorum içeriye ve elemana diyorum ki,
abicim, arkadaş earl grey yerine siyah çay almış, bunu içemiyorum değiştirebilir misiniz ?
Beni çok iyi tanıyan, yaklaşık 6 aydır orada olan ve ben bahçede otururken çoğu zaman yanıma gelip, abi ipad mi daha iyi galaxy tab mı, o mu şöyle bu mu böyle diye zırt pırt soru soran, canı sıkıldığında bile gelip masaya oturup abi masanda da rahatsız ediyoruz ama kusura bakma deyip sigara molasını benim masamda geçiren şaşkın tospağa, pardon barista, diyor ki,
earl grey demiş te biz mi yanlış vermişiz.
Şeytan diyor kafasına fırlat porselen demliği, bugüne kadar hatalı yaptığınız 50 tane kahveyi masada bırakmak yerine kafanıza atmam lazımmış diyerek cevap veriyorum, tamam koçum sen kes fişini ben sana 2,75 vereyim, yenisini yap.
İyi de 2.75 yok ki cepte
Mecburen kredi kartı ile ödüyorum ama yapacak birşey de yok.
Çayı alıyorum, ama onca olaydan sonra canım sıkılmış, ağız tadıyla içemiyorum çayımı.
Gece sonlanıyor, çıkıyorum oradan, aklımdan geçiyor önce atm, sonra dolmabahçe, hımm, ortaköy. orası kaçta kapanıyor acaba, yoksa buraya mı gitsem, bebek, yok ya uzak olur falan derken bakıyorum evimin yolu yarılanmış, eve devam ediyorum.
Kuruyemişçiden bılca kuruyemiş, çikolata, şeker, ama bayaa bi bol miktarda.
Sonra eve girip kendime kocaman bir demlik çay demliyorum. Kocaman kupayla 3 dolu kupa çıkıyor. Sonra oturup bir taraftan Altın Elbiseli Adam’ı izliyorum, bir taraftan abur cubur bir taraftan da çay keyfi.
Aslında çay, 3. kupada bana keyif veriyor tam anlamıyla, çünkü ilk 2 kupa ancak rahatlatıyor. Yolda öyle bir haldeyim ki, birisini bulsam kavga edeceğim, dövüş kulübü yazan bir yer görsem içeri girip kayıt olacağım, motorumun maksimum süratini yolun yarısına yakınında gördüm, o derece bi hırs, arızalı bir durum.
Sonra dedim ki, kendi kendime;
olum, sen cidden arızalı bir adamsın. Seni uzaktan görenler de adam zannediyorlar, ama cidden böyle saçma sapan bir şeyi takıntı haline getirme başarısı gösterebilecek kaç adam vardır dünyada.
Madem öyle yaz bakalım bunu da cesaretin varsa, öğrensin herkes ne kadar saçma birisi olduğunu
Yok yok, cidden, aslında o kadar da kötü durumda değilim. Tabii yukarıda anlattıklarım aslında Çay’ın hayatımdaki öneminin farkında olmamla alakalı bir paylaşımdan öte değil. Yarı şaka yarı ciddi ama, eve gelince içtiğim 3 kupa dolusu leziz çay doğru ve herşeye değerdi
Sevgiyle kalın, arıza yapmayın…
Murat