DNA’nızla tanıştınız mı hiç? Korkmayın tanışın…. O sizsiniz çünkü.
Canlı insan türünün, bireysel ve toplumsal doğasında, mağara döneminden bugüne kadar ciddi bir farklılık olmamıştır.
Gelin biraz keyfimize bakalım, insanlığımıza biraz maymun gözüyle bakmaya çalışalım. Ne dersiniz?
Tüm canlılar ile insanın %98 DNA eşdeğeri vardır, malum.
Geçen gün bir maymun bana çaktırmadan anlattı:
“Zeki maymunuz, biz biliyoruz; aptal bir insandan, daha zekice davranabiliriz. Her ne kadar maymun olarak konuşamıyorsak da biz insanları iyi-kötü anlarız. Tamam çenemiz uymaz, yetmez, ama dert değil. İnsanlar, biz maymunlara, insanları anlayacağımız 200 kelime bile öğretmişlerdir.”
Laboratuvarda.
Neyse…. Şakalarım bir yana, çağımızda sosyal değişimlerin DNA ile hiç bir ilgisi yoktur.
İletişim teknolojileri, geliştikçe gelişmiştir. Bireyler, eskiden fiziksel olarak karşı karşıya konuşmakta iken, zamanla telefon üzerinde birbirlerini görmeden konuşmaya dönüşmüşlerdir. Evlerde telefon konuşmaları hala sınırlı idi, ve insanlar birbirini fiziksel olarak bilir, tanırdı.
Zamanla ortaya çıkan internet ile mektupla haberleşme bitti, haberleşme hızlandı. Telefon denilen konuşma aracı sokaklardan tuvaletlere kadar yaygınlaştı.
Hızla değişen toplum ilişkileri, burada da durmadı. Cep telefonları bilgisayara dönüşürken, bilgisayarlar da haberleşmeye dönüştü.
Köyde, kasabada ve hatta kentlerde, binlerce yıldır sabah karşılaşanlar “günaydın” deyip, hissettikleri toplumsal hayatı yaşarken, şimdi de birbirlerini görmeden, tanımadan iletişim kurmaya başladılar.
Facebook ve benzeri uygulamalar bu tür yeni ortamlara sebep oldu. Hani hepimiz pek severiz “chat” etmeyi. İsterseniz eskiden tanıdığınız, hatta aradığınız arkadaşınızı çok uzaktayken bulun; isterseniz hiç tanımadığınızı, bir semt öteden “online” yakalayın.
Herkes, herkesin neredeyse gözü önündedir.
Kişiler birbirini internet bağlantısıyla pek de kolay tanımazlar. Satırlar ve resimler vardır; cümleler ve yalnızlıklar vardır.
Övünme vardır, saflık vardır, çocukluk vardır, yaşlılık vardır, iyilik ve kötülük ve hatta bencillik ve de duygusallık vardır… Ama haberleşenler, bunların farkına bile varmaz, sadece “bir durum” varsayılır.
Sayılar artar, gerçekler görünmez.
Hani hayat güzeldi? Dostlarımız vardı, karşılıklı çay içerdik. Hani birbirimize bakarak konuşurduk? Hani bir kahvenin kırk yıl hatırı vardı?
Bireyler “chat” üzerinde tanımadıkları insanın, kişilik özelliğini de pek bilmezler, farkında bile olmadan tuhaf davranırlar.
Karşılarında “yazı” vardır; “resim” vardır.
İnsanlar internet üzerinden ne kadar arkadaş arıyorsa, gerçekte o kadar yalnızdır. Sosyal olsalar bile görmedikleri kişilere “chat” ile “bencilce” yaklaşırlar. Bireyler yalnızken; “ortak duyguları” yakalayabilirse ne ala…
Bencil duygular, az veya çok, insan tabiatıdır. Bireyin en azından bir miktar bencillik ile kendini savunması gerekir. Ama bazan kişilik olarak başka kişilerin üstüne çıkmak da vardır; oldukça yaygındır. Sosyal yaşamak ise insan için kaçınılmazdır. Bireysel ve sosyal iki durumu dengeleyen şey, kişilerin birbirini “görmesi ve tanımasıdır”
Uzaktan “chat”, yetmez.
Artık dünyamız, birbirini tanımayan kişiler arasında garip bir sosyal alana açılmıştır. Bu durum, insan tabiatı ile bugüne kadar yaşanmamıştır; bu konuda gelecek hakkında bir tahminimiz ya da fikrimiz yoktur.
Bir dostum der ki ” …herkes kendinden sorumlu, bir yarış almış gidiyor” bunu belirten kişi ise oldukça sosyal bir insandır…
Zaman zaman gazetelerde ya da internet haberlerinde okursunuz… “Facebook’ta tanışarak haberleşenler, zamanla tartışmaya başlamış, sonunda kavgaya dönüşmüş ve fiziksel olarak buluşup, cinayet işlenmiştir.”
Aklınız karışıyor mu? Neden? Neden bu olaylar gerçekleşir anlamak zor; değil mi?
Kişiler neyi paylaşamıyorlar diye sorabilir miyiz kendimize?
Gelin, düşünelim üzerine…
Ben size yaşanmış tipik bir olayı aktarayım; çok kişi benzerlerini yaşamıştır.
Bir kişi, “online facebook” sitesine harflerden oluşan hoş bir “iyi bayramlar” yazar. Bir başka kişi de “Bu şekil ne güzel, sen mi yaptın?” diye sorar. Bu “iyi bayramlar” yazısını süslü yazan kişi “Sen benim şeklimin altına nasıl yazı yazarsın? Sana kim yetki veriyor, niye benim yaptığımı anlamıyorsun?” diye öfkelenir ve “temas”ı siler.
Kızmıştır, öfkelenmiştir. Görense sebebini anlamamıştır.
Yüz yüze iken, söylenmeyen sözler, karşılıklı yaza yaza içine düşülen gariplikler haline gelir. iletişimde yüz ifadesi ve ses tonu yoktur. Bunun temel nedeni, artık kişinin “yalnızken sosyal” bir hayat ta sürmesidir. Bu durum bireylerde deliliğe kadar dönüşebilir.
Her deliye, “deli” demek artık yalnızca psikiyatrist inisiyatifinde değildir.
Sosyal hayatta -fiziksel ortamda- birbirini olumsuz düşünen bireyler, gerçekte uzak dururlar. Oysa bu durum internette, Facebook ya da benzeri bir ortamda farklı yaşanır.
Tanımazlar birbirlerini… Ama sürekli yazmaya bakarlar. Ortak bir “kısa not iletişimi” dünyasıdır, insanları “hasta da edebilir”.
Herkes herkesle haberleşir; iyi de, biri diğerine, sokakta rastladığı zaman “Bu deli kim?” diye düşünebilir de… Tersine deliyle (!) dostluk da yapabilir.
Bunu internet üzerinden bilmek de pek mümkün değildir.
İşte şimdi tekrar düşünün: DNA değişmemiştir!
Buna rağmen insanların kişilik ve sosyal hayatını değiştirecek çok önemli bir konu budur. İnsanlık tüm tabiatı etkilemiş ve değiştirmiş olup, şimdi sıra kendilerinin kendi iç doğalarını değiştirmeye gelmiştir.
“online dostluk” teklifinden sonra, garip davranışlar içine girenleri izlemiş olabilirsiniz. Binlerce insanı internet üzerinden kendisine “dost” edinmişlerdir. Emeklilik yaşında artık “olgun” bir insandırlar ama kavgalarını çocuklukları gibi bile yaşarlar.
Bu, fiziksel olarak karşılıklı konuşurken gerçekleşmesi mümkün olmayan bir temastır. Soru soran ve kendisine soru sorulan kişi, internet üzerinde aslında fiziksel olarak yalnızdır. Sosyal duygular geriye itilmiş, kişilik ve bencillik duyguları hakimleşmiştir.
Kişilik, ekran başında ve klavye karşısında “sosyal”dir.
Haydi, hep birlikte, birbirimizi hiç görmeden, yaza-boza yaşayalım. Haydi, koşa koşa internete giriniz, nasıl olsa bir gün gelecek salak insanları köşede bırakacak robotlar yapılacaktır. Bekleyiniz.
Ya da robotlarla dostluk yapınız, olmazsa zeki maymunlarla birarada olunuz.
Fatih M. Özel
Düşünce Kulübü