Gidip de gelmemek var

Hep bulunduğum yerden bir başka yere gitmek istedim. Hep istedim bir yolculuk  yapmayı;  ve hep bu yolculuğu yalnız başıma, yalnız bir tatil olarak yaşamayı….

Çivit mavisi küçük göllerin yanından süzülerek gidebileceğim yollarda otomobil sürmek,  flamingoların beni uzaktan süzmesine şaşırmadan yoluma devam etmek, tanımadığım barlarda içki içerken, tanımadığım insanlarla sohbet etmek, henüz yağmış bir yağmur sonrası hala ıslak tarlalarda toprak kokusunu içime çekerek saatlerce yürümek hayal ettim.

Bir akasyanın altında zamanı durdurarak uyuklamak istedim; en umulmadık düşleri görmeyi umarak. İlle de şeytan aldatması gerekmiyordu; tanıyıp tanımadığımı bile bilmediğim bir kadının belli belirsiz öpüşüne bile razıydım düşlerimde.  Yeter ki benzersiz ve umulmadık bir düş olsaydı.

Akasya yerine bir söğüt ağacı da olabilirdi… Sakin bir ikindi vakti,  uzaktan gelen bir horoz sesi eşliğinde “Sieasta in Granada” gibi bir uyku da olabilirdi.

İnsan -heryerde en az bir kez-  bir ılık yel eserken, geç ikindi saatlerinin uykusunu denemelidir. Milas yakınlarında bir dağ köyünde, Portekiz’de Sintra’da bir balkonda, Mayenne nehri kıyısında bir teknede, İtalya’nın kuzeyinde üzüm bağları arasında bir köyde… Belki yeryüzünde yapılabilecek en güzel koleksiyonlardan biri budur: Her kentte farklı bir uyku, her köyde beklenmedik düşler.

Hiçbir zaman cesaret edemedim, bu yolculuklara. Cesaret edebileceğimi de sanmıyorum. Bunun nedeni açık: Gideceğim yeri bilmiyorum. Gideceğim yeri bulabileceğimi de sanmıyorum.  Hatta varacağım yerden korkuyorum.

Çünkü aslında yolculuğu ‘bulunduğum yerden bir başka yere’ doğru değil, ‘bulunduğum zamandan çocukluğuma’ doğru yapmam gerektiğini ve bunun asla mümkün olmadığını biliyorum.

İnsanoğlu ‘ben ne istiyorum’ ile ‘beni ne rahatsız ediyor’ arasında sürekli kavga ediyor ve uzlaşma kurmaya çalışıyor.

Yolunu kaybetmeyi göze almayan yolculuğa çıkamaz.

Ve artık büyük şehirlerde büyüyen çocuklar daha şüpheci oluyor; işbirliği yapmakta zorluk çekiyorlar; küçük kasabalarda yetişenler daha kolay güveniyor ve daha güvenilir oluyorlar.

Ve kolay kandırılıyorlar.

Ben de çok kandırıldım ve sonunda kendime kandırılmaya dayanıklı duvarlar yaptım. Şimdi daha fazla dokunulmaz oldum.

Korkmam da zaten bu yüzden. Gidip de gelmemek var. Gidip de, başladığım yeri tamamen kaybetmek var. Şimdilik hiç olmazsa hayaliyle avunabilirim, ama gidersem ve çocukluğumu orada bulamazsam, bir daha hayal  edecek yolculuk da kalmayabilir; bundan korkuyorum.

Fatih Özel

Düşünce Kulübü

http://www.dusuncekulubu.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/google_48.png http://www.dusuncekulubu.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/myspace_48.png http://www.dusuncekulubu.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/facebook_48.png http://www.dusuncekulubu.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/yahoobuzz_48.png http://www.dusuncekulubu.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/twitter_48.png
Posted in Fatih Özel'den Çok Özel Yazılar | Tagged , , , , , , | 2 Comments

Yaza-Boza Yaşayalım

DNA’nızla tanıştınız mı hiç? Korkmayın tanışın….  O sizsiniz çünkü.

Canlı insan türünün, bireysel ve toplumsal doğasında, mağara döneminden bugüne kadar ciddi bir farklılık olmamıştır.

Gelin biraz keyfimize bakalım, insanlığımıza biraz maymun gözüyle bakmaya çalışalım. Ne dersiniz?

Tüm canlılar ile insanın %98 DNA eşdeğeri vardır, malum.

Geçen gün bir maymun bana çaktırmadan anlattı:

“Zeki maymunuz, biz biliyoruz; aptal bir insandan, daha zekice davranabiliriz. Her ne kadar maymun olarak konuşamıyorsak da biz insanları iyi-kötü anlarız. Tamam çenemiz uymaz, yetmez, ama dert değil. İnsanlar, biz maymunlara, insanları anlayacağımız 200 kelime bile öğretmişlerdir.”

Laboratuvarda.

Neyse…. Şakalarım bir yana, çağımızda sosyal değişimlerin DNA ile hiç bir ilgisi yoktur.

İletişim teknolojileri, geliştikçe gelişmiştir. Bireyler, eskiden fiziksel olarak karşı karşıya konuşmakta iken, zamanla telefon üzerinde birbirlerini görmeden konuşmaya dönüşmüşlerdir. Evlerde telefon konuşmaları hala sınırlı idi, ve insanlar birbirini  fiziksel olarak bilir, tanırdı.

Zamanla ortaya çıkan internet ile mektupla haberleşme bitti, haberleşme hızlandı. Telefon denilen konuşma aracı sokaklardan tuvaletlere kadar yaygınlaştı.

Hızla değişen toplum ilişkileri, burada da durmadı. Cep telefonları bilgisayara dönüşürken, bilgisayarlar da haberleşmeye dönüştü.

Köyde, kasabada ve hatta kentlerde, binlerce yıldır sabah karşılaşanlar “günaydın” deyip, hissettikleri toplumsal hayatı yaşarken, şimdi de birbirlerini görmeden, tanımadan iletişim kurmaya başladılar.

Facebook ve benzeri uygulamalar bu tür yeni ortamlara sebep oldu.  Hani hepimiz pek severiz “chat” etmeyi. İsterseniz eskiden tanıdığınız, hatta aradığınız arkadaşınızı çok uzaktayken bulun; isterseniz hiç tanımadığınızı, bir semt öteden “online” yakalayın.

Herkes, herkesin neredeyse gözü önündedir.

Kişiler birbirini internet bağlantısıyla pek de kolay tanımazlar. Satırlar ve resimler vardır; cümleler ve yalnızlıklar vardır.

Övünme vardır, saflık vardır, çocukluk vardır, yaşlılık vardır, iyilik ve kötülük ve hatta bencillik ve de duygusallık vardır…  Ama haberleşenler, bunların farkına bile varmaz, sadece “bir durum” varsayılır.

Sayılar artar, gerçekler görünmez.

Hani hayat güzeldi? Dostlarımız vardı, karşılıklı çay içerdik. Hani birbirimize bakarak konuşurduk? Hani bir kahvenin kırk yıl hatırı vardı?

Bireyler “chat” üzerinde tanımadıkları insanın, kişilik özelliğini de pek bilmezler, farkında bile olmadan  tuhaf davranırlar.

Karşılarında “yazı” vardır; “resim” vardır.

İnsanlar internet üzerinden ne kadar arkadaş arıyorsa, gerçekte o kadar yalnızdır. Sosyal olsalar bile görmedikleri kişilere “chat” ile  “bencilce” yaklaşırlar. Bireyler yalnızken; “ortak duyguları” yakalayabilirse ne ala…

Bencil duygular, az veya çok, insan tabiatıdır. Bireyin en azından bir miktar bencillik ile kendini savunması gerekir. Ama bazan kişilik olarak başka kişilerin üstüne çıkmak da vardır; oldukça yaygındır. Sosyal yaşamak ise insan için kaçınılmazdır. Bireysel ve sosyal iki durumu dengeleyen şey, kişilerin birbirini “görmesi ve tanımasıdır”

Uzaktan “chat”, yetmez.

Artık dünyamız, birbirini tanımayan kişiler arasında garip bir sosyal alana açılmıştır. Bu durum, insan tabiatı ile bugüne kadar yaşanmamıştır; bu konuda gelecek hakkında bir tahminimiz ya da fikrimiz yoktur.

Bir dostum der ki ” …herkes kendinden sorumlu, bir yarış almış gidiyor” bunu belirten kişi ise oldukça sosyal bir insandır…

Zaman zaman gazetelerde ya da internet haberlerinde okursunuz… “Facebook’ta tanışarak haberleşenler, zamanla tartışmaya başlamış, sonunda kavgaya dönüşmüş ve  fiziksel olarak buluşup, cinayet işlenmiştir.”

Aklınız karışıyor mu? Neden? Neden bu olaylar gerçekleşir anlamak zor; değil mi?

Kişiler neyi paylaşamıyorlar diye sorabilir miyiz kendimize?

Gelin, düşünelim üzerine…

Ben size yaşanmış tipik bir olayı aktarayım; çok kişi benzerlerini yaşamıştır.

Bir kişi, “online facebook” sitesine harflerden oluşan hoş bir “iyi bayramlar” yazar. Bir başka kişi de “Bu şekil ne güzel, sen mi yaptın?” diye sorar. Bu “iyi bayramlar” yazısını süslü yazan kişi “Sen benim şeklimin altına nasıl yazı yazarsın? Sana kim yetki veriyor, niye benim yaptığımı anlamıyorsun?” diye öfkelenir ve “temas”ı siler.

Kızmıştır, öfkelenmiştir. Görense sebebini anlamamıştır.

Yüz yüze iken, söylenmeyen sözler, karşılıklı yaza yaza içine düşülen gariplikler haline gelir. iletişimde yüz ifadesi ve ses tonu yoktur. Bunun temel nedeni, artık kişinin “yalnızken sosyal” bir hayat ta sürmesidir. Bu durum bireylerde deliliğe kadar dönüşebilir.

Her deliye, “deli” demek artık yalnızca psikiyatrist inisiyatifinde değildir.

Sosyal hayatta -fiziksel ortamda- birbirini olumsuz düşünen bireyler, gerçekte uzak dururlar. Oysa bu durum internette, Facebook ya da benzeri bir ortamda farklı yaşanır.

Tanımazlar birbirlerini… Ama sürekli yazmaya bakarlar. Ortak bir “kısa not iletişimi” dünyasıdır, insanları “hasta da edebilir”.

Herkes herkesle haberleşir; iyi de, biri diğerine, sokakta rastladığı zaman “Bu deli kim?” diye düşünebilir de… Tersine deliyle (!) dostluk da yapabilir.

Bunu internet üzerinden bilmek de pek mümkün değildir.

İşte şimdi tekrar düşünün: DNA değişmemiştir!

Buna rağmen insanların kişilik ve sosyal hayatını değiştirecek çok önemli bir konu budur. İnsanlık tüm tabiatı etkilemiş ve değiştirmiş olup, şimdi sıra kendilerinin kendi iç doğalarını değiştirmeye gelmiştir.

“online dostluk” teklifinden sonra, garip davranışlar içine girenleri izlemiş olabilirsiniz. Binlerce insanı internet üzerinden kendisine “dost” edinmişlerdir. Emeklilik yaşında artık “olgun” bir insandırlar ama kavgalarını çocuklukları gibi bile yaşarlar.

Bu, fiziksel olarak karşılıklı konuşurken gerçekleşmesi mümkün olmayan bir temastır. Soru soran ve kendisine soru sorulan kişi, internet üzerinde aslında fiziksel olarak yalnızdır. Sosyal duygular geriye itilmiş, kişilik ve bencillik duyguları hakimleşmiştir.

Kişilik, ekran başında ve klavye karşısında “sosyal”dir.

Haydi, hep birlikte, birbirimizi hiç görmeden, yaza-boza yaşayalım. Haydi, koşa koşa internete giriniz, nasıl olsa bir gün gelecek salak insanları köşede bırakacak robotlar yapılacaktır. Bekleyiniz.

Ya da robotlarla dostluk yapınız, olmazsa zeki maymunlarla birarada olunuz.

Fatih M. Özel

Düşünce Kulübü

http://www.dusuncekulubu.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/google_48.png http://www.dusuncekulubu.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/myspace_48.png http://www.dusuncekulubu.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/facebook_48.png http://www.dusuncekulubu.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/yahoobuzz_48.png http://www.dusuncekulubu.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/twitter_48.png
Posted in Fatih Özel'den Çok Özel Yazılar | Tagged , , , , , , | 2 Comments

Sen Uyurken…

Sen uyurken,

Tarihinde hiç olmadığın kadar borçlandırdılar seni…

Senin olan ve gelecekte senin olması muhtemel olan ne varsa sattılar

Sen uyurken…

Uğruna kıtalar aşıp, kavimlere göç yaşatıp, çağ açıp çağ kapatıp topraklarını evlatlarının kanıyla suladığın vatanını böldüler

Sen uyurken…

Değerlerine yabancılaştırdılar,  rejimini ve bağımsızlığını yozlaştırdılar, Cumhuriyetinin kurumlarını işlevsizleştirdiler…

Koskocaman binalar diktiler gözlerinin önüne ama terazisini saptırdılar adaletinin…

Sen uyurken…

Ordunu, iç politika malzemesi yapıp en büyük gücünü yani halkının desteğini elinden aldılar…

Sen uyurken…

Liyakati tarihe gömdüleri liyakat diye diye… Üniversite sınavlarına bile güvenemez hale geldin…

Sen uyurken,

Cumhuriyetinin tüm kurumlarına alternatifler türettiler…

Demokrasi adına sahip olduğun ne varsa hepsini aldılar elinden üstelik “Demokrasi ” diye diye…

Sen uyurken,

Tarihte hiç olmadığı kadar tartışmalı hale geldi sınırların…

Sen uyurken,

Birileri, senin toprağında özerklik ilan etti, senin devletin icazet ile girer oldu kendi toprağına, bazıları tarih boyunca bulamadıkları cüreti buldular kendilerinde, empryalistlerin söylemlerini dillendirdiler senin yurdunda…

Ve sen bugün, tarihin en şanlı ordusuna, terörist bir saldırıyı “püskürttüler ” başlığıyla methiyeler dizecek hale geldin…

Sen uyurken,

Uyumayan birileri vardı…

Biri seni uyutanlar…

Diğeri ise rahat uyumanı sağlamak için nöbette olanlar…

Onlar nöbetteydi, uyumadılar ve uyumadıkları için şehit oldular…

Son 45 günde 50 den fazla insan….

Sen rahat uyuyasın diye hayatlarından oldular…

Ama sana temin etmeye çalıştıkları ” uyku ” bu değildi…

Onlar kendi üzerlerine düşeni yaptı ve ebedi uykularına daldılar lakin…

Sen ulus olarak, daha ne kadar uyuyacaksın ve senin ” gaflet uykunu ” gerçekletirmen için daha kaç tane vatan evladı, ömrünün baharında ” ebedi uykuya ” dalacak…

Sanmıyorum ama…

Eğer uyandırdıysam yine de özür dilerim…

Fazlı USTA

Düşünce Kulübü

http://www.dusuncekulubu.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/google_48.png http://www.dusuncekulubu.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/myspace_48.png http://www.dusuncekulubu.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/facebook_48.png http://www.dusuncekulubu.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/yahoobuzz_48.png http://www.dusuncekulubu.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/twitter_48.png
Posted in Çizgi Dışı | Tagged , , , , , , , , , , , , | Leave a comment

İletişim

Yıllardır, her gün yaptığım, üzerinde konuşunca öneminin farkında olduğumu zannettiğim, fakat günlük yaşantımda aslında bilinçsizce, üzerinde durmadan gerçekleştirdiğim bir eylemden bahsetmek istedim bugün.

Yazının başlığına bakıp bu giriş cümlesini okuyunca sanırım herkes, konu ettiğim şeyin “iletişim” olduğunu anlamıştır.

Üniversitelerin üzerine bölümler açtığı, şirketlerin önemli bütçeler ayırdığı, ülkelerin üzerinde en hassasiyetle durdukları konuların başında gelen, gerek birey, gerekse kurum olarak hayatımızın her anında, en vazgeçilmezi olan iletişim, hemen herkesin doğumundan son nefesini verinceye kadar kullandığı fakat alışkanlıklarına kurban ettiği ve ne yazık ki tek yönlü bir araç olarak algıladığı, hayatın en temel bileşenlerinden birisi aslında.

Biz sıradan insanlar, belki bu konuda gerçek anlamıyla bir eğitim almadığımız için önemini bir türlü kavrayamıyoruz bu kelimenin.

Oysa, bakıldığında çevremizdeki kayda değer bulduğumuz her bünyenin, her bilimin ve her aklıbaşında kişinin bu konuda ne kadar hassas davranılması gerektiğini her fırsatta vurguladığını görebiliriz. Fakat konu bireysel kullanım noktasına indirgendiğinde sıradan bir hale geldiğini gözlemlememize yetecek kadar hatalarla dolu.

Bugün, aile bireylerimle, arkadaşlarımla, sevdiğim ya da sevmediğim insanlarla, şirket yöneticileriyle ve daha pek çok iletişim içerisinde bulunduğum noktayla yaşadığım olumsuzlukları düşündüğümde, aslında hayatımızın büyük bölümünün yanlış anlamalar ile dolu olduğunu farkettim.

Hiç ard niyetli olmayan bir söylemin nelere malolabileceğini, yaşanmış olayları düşündüğümde tüylerim ürpererek gördüm.

Kullandığımız iletişim metodlarının birçoğunun aslında duyguları aksettirememesi nedeniyle sıkıntılı olduğu bir gerçek. Örneğin, telefonda konuşurken sesinizdeki gülümseme söylediğiniz bir şeyin şaka olduğunu karşı tarafa farkettirebiliyorken, eğer yazılı iletişim kuruyorsanız, belki de yazınızın genel ciddiyetine aykırı olabilecek semboller kullanmanız gerekebiliyor. Ancak bu durum yazılı iletişimin sözlü iletişime göre daha etkisiz olduğu anlamına gelmiyor, çünkü okuyucu, eğer olumsuz bir anlam çıkarttıysa yazdıklarınızdan aslında yeniden okuyarak kafasındaki soru işaretlerine daha net yanıtlar elde edebilir. Tabii denerse…

Popüler yöntemlerin başında gelen görsel iletişim, aslında ilk anda çok etkili gibi görünürken, ses olmaksızın çok yetersiz kalıyor ve genel kullanımında sesle birleştirilerek sunuluyor. Bu noktada ise anlatılmak isteneni en etkin biçimde aktarabiliyor olması büyük avantaj sağlıyor.

Tabii ki günlük iletişimimiz düşünüldüğünde, karşımızdakine fiziksel olarak varlığımızı gösterebiliyor, jest ve mimiklerimizi kullanarak birşeyler anlatmayı deniyorsak, bunun en başarılı yöntem olduğu varsayılabilir.

Teorik olarak da uzmanlar bunu belki de bu şekilde kabul ediyordur.

Oysa, belki de iletişimin en tehlikeli ve en çok hata yapılan şekli de budur. Çünkü, ifade etmek istediklerimizin anlık olarak karar verilmiş ve büyük ölçüde istem dışı olarak gerçekleştirilen cümleler, hareketler ve duygu aktarımlarıyla gerçekleştirir, iletişim problemli hale gelme eğilimi gösterdiğinde de duygularımız negatifleştiği için sakinleşmeye zaman kazanma fırsatımız olmadan iletişimi yanlış noktalara sürükleyebiliriz.

Birçok insan, belli bir süre iletişim içerisinde kaldığı insanlar hakkında, az ya da çok bir fikir sahibi olup, ne şekilde olduğundan bağımsız olarak birbirleri ile temasa geçtiklerinde önyargı ve beklentileri ile hareket ederek bu yönde düşünüyor ve kendisine aktarılanları, kendi algılama biçimleri içerisine sokmaya çalışıyor.

Bu sebeple, bazen çok iyi niyetle söylenmiş bir söz, samimiyetle yazılmış bir yazı yanlış anlaşılabiliyor ve istenmeyen sonuçlar doğurabiliyor.

Duyguların tesiri pozitif olduğu kadar, zaman zaman olumsuz hatta çok çok kötü etkiler yaratabiliyor.

Belki de, bizim hiç sevmediğimiz birisi ile aramızdaki ilişkinin bozulmasına neden olan olaylar, her iki tarafın da iletişim hatalarından kaynaklanıyor olabilir.

Muhtemel ki, o anki iletişim doğru olabilseydi, bugün görüşmediğiniz o kişi sizin çok yakınınızda olabilirdi.

Tabii ki, insanların karakterleri, duyguları, düşünce yapıları, yetiştikleri yerler ve dolayısı ile edindikleri kültürler, aldıkları eğitimler, aile terbiyeleri ve birçok etken kişinin yaşamını ve dolayısı ile iletişim kurma şeklini doğrudan etkiliyor.

Bu noktada, her olumsuz ilişkinin de ard niyetsiz ve sadece hatadan kaynaklanan olumsuzluklar içerdiğini söylemek imkansız.

Fakat, özellikle tanıdığımız ve ortak noktamız çok olan insanlarla yaşadığımız olumsuzlukları gözden geçirebilir ve iletişimimizdeki hataları farkedebilirsek, şu an birlikte olduğumuz ve yaşamımızın birçok noktasında birşeyler paylaştığımız kişilerle olan iletişimimizdeki başarımızın artacağını, dahası eskide kalmış dostlukların, belki biraz özveriyle yeniden yapılandırılabileceğini düşünüyorum.

Ne yazık ki aklımızdakileri hatasız aktarabileceğimiz bir yöntem henüz geliştirilmedi. Şu an için en gelişmiş araç, kullandığımız dil ve biraz özeleştiri yapabilecek cesaretimiz varsa bu konuda ne kadar eksik, ne kadar itinasız olduğumuzu kendimize gösterebiliriz.

Hayat, insanların birbirini kırmasına değmeyecek kadar kısa ve hiçbirimizin yalnızlığı gerçek anlamda sevebileceğini sanmıyorum. Bu sebeple herkese konunun uzmanı olmayarak yapacağım öneri, hangi yöntemi kullanıyor olursanız olun, aklınızdakileri karşınızdakine aktarırken hayatınızın en önemli işini yapıyormuş gibi davranın.

Çünkü, belki de öyle yapıyorsunuzdur…

Murat Elmas

Düşünce Kulübü

http://www.dusuncekulubu.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/google_48.png http://www.dusuncekulubu.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/myspace_48.png http://www.dusuncekulubu.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/facebook_48.png http://www.dusuncekulubu.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/yahoobuzz_48.png http://www.dusuncekulubu.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/twitter_48.png
Posted in Ara Sıra Yazarım | Tagged , , , | Leave a comment

Yirmibirinci Yüzyıl, Nereye Gidiyoruz? (3)

Dünya yirmibirinci yüzyılda neler yaşayacaktır? Tüm dünya toplumları, birbiri ile buluşmayı artık başaracaklar mıdır? Yoksa….

Yirminci yüzyılda gündemde yaşadığımız uyduruk komünizm, bol bol kapitalizm, olsa olsa ulusal yönetim; ve hatta “güya” kırallıklar, tastamam arka plana düşünce, acaba dünyada neler olacaktır?

Bu kez, tüm dünya toplumları  birbiri ile buluşmayı gerçekten başaracaklar mıdır? Tarihte bu hiç olmuş mudur?

Internet adı verilen, zaman içinde tüm insanların birbiriyle haberleşmelerine, ilişki kurmalarına ağırlık veren sistem, bütün toplumlar için yepyeni bir yaşam durumudur. Internet yalnızca bilgilere bakmaktan ibaret değil, tüm insanların haberleşmesi, tüm bilgilerin hızla paylaşılması, etkilerin hızla yayılmasıdır.

Telefon bu yeryüzünde ilk çıktığında, öyle herkesin evinde bir telefon olmazdı. Evlerdeki telefonlar, neredeyse elli yıl sonra popüler oluşmaya başlamıştır. Şimdi bakın çevrenize; iletişim alanı ve telefonu olmayan -değil- “ev” değil, neredeyse “kişi” var mıdır? Cepteki haberleşme her an; her kişiden; her kişiye, gelişmeye devam etmektedir.

Daha önceleri “haftada bir” ve hatta yüzyıl başında “ayda bir” basılan “güya” haber gazetelerine karşı, yirminci yüzyılda “her gün” çıkan gazeteler hızlıydı. Network düzeni, haberleşme üzerinde, neredeyse “saniyeler” mertebesine hızlanarak, artık  yepyeni bir  dönem yaratmıştır. Yüzyıl önce, haber hızları “haftada bir” iken şimdi “sanıyede bir” şekline dönüşmüştür.

Bu olay yalnız hızla değil, aynı zamanda çok değişik kültür ve dillerin biraraya gelmesi açısından da çok yenidir. Eskiden her gazete her dilde basılamazdı.

Internet üzerinde isteyen, istediği dildeki metni tercüme edecek şekile girmiştir; dileyen basit de olsa tercüme edebilir.

Şu anda bir çok kişinin otomatik dil çevirme düzenlerini internet üzerinden kullanmaya başlaması, yine inanılmaz bir hızı ve düzeyi önümüze getirmektedir. Besbelli ki, bir süre sonra; asla başka bir dil bilmeyen, yalnızca Türkçe konuşan bir Türk, aynı zamanda asla Fransızcadan başka dil öğrenmemiş bir Fransız ile, telefon, ya da “chat”, veya video, hatta benzeri ortaklıklar alanında görüşme yapabileceklerdir. Kişiler, bu teknolojiye girecektir, çünkü hızla farklı dillerde haberleşme, alelade bir uygulama haline gelecektir. Dünya bireyleri birbirleriyle konuşup, pekala anlaşacaklardır. Bir Çinli, bir Amerikalıyla, ya da Güney Amerika’dan birisi Avrupalıyla konuşmaya başlayacaktır. Farklı dil bilmeseler bile…

Bunun siyaset ile bir ilgisi yoktur.

Internet adıyla başlayan teknolojik haberleşme, bunun kaynağıdır. Gelişmeye devam edecektir, yaygınlaşmaya devam edecektir, bu olay, da cep telefonlarının ötesine geçecektir.

Kültürler doğal olarak birbirinden farklı olsa bile, böylesine ortak alanlarda, tüm yeryüzü iletişimi, “ortak kültürler” de yaratacaktır. Bu, aslında çoktan yola çıkmıştır.

Dünya çapındaki  bu tür sosyal dönüşüm, acaba gelecekte nelere yol açabilir? Bunun üzerine düşünmek ve tahminde bulunmak, oldukça zordur. Daha önce ulusal alandaki yönetim algılarında, kültürel ve sosyal ilişki algılamaları, zamanla geri plana mutlaka düşecektir.

Bunun yanında, var olan devlet kavramları da, pek o kadar kolayca ortadan kalkamayacaktır; bunun en temel nedeni, tüm dünya için enerji yetmeyeceğidir. Bu nedenle toplumlar arası işbirliği, yönetimlerce engellenecektir. Bu ihtimal de mevcuttur.

Bu iki sistematikten anlaşılıyor ki, her kültürel ve her ulusal toplumda zeki kişiler ve dünya ilişkisi kurabilenler, herhangi bir devlet söz konusu olmadan işbirliği içine gireceklerdir. Bu zaten bir süredir uluslararası sermaye görünümünde gerçekleşmektedir.

Sosyal alandaki küresel  ilişkiler, ellerinde sermaye yoksa bir araya gelemeyecek midir? Neden ilişkiler sadece sermayede yayılacaktır ki?

İşte bu konu çok önemlidir. İnsan tarihinde asla görülmemiş bir dünya birleşmesi düzeninin aslı, bu kavramda ve hatta tam da bu soruda yatmaktadır.

Sorun; bir yandan enerji potansiyelinin gelecekteki sosyal eşitliğe yetmeyecek olması, diğer yandan iletişimlerin eşit halklar arasında yepyeni bir “dünya” yaratmasıdır. Eskiden toplumlar, ulusal algıyla etkilenirken, şimdiki koşullarda “birey” insanlar küremizin üzerindeki farklı uluslardan, benzer kimliklere dönüşmektedir

Koşullar, devletler arasında savaşa doğru mu genişleyecek, yoksa halkların birbirine yaklaşarak devletleri ortadan kaldırmasına doğru mu ilerleyecek?

Bu soru yeni bir ideoloji midir? Bu kavramda yeni bir ideolojiden söz edilebilir mi?

Dünya halkı, farkında olmadan, artık ideolojik kavramlardan çıkacak mdır? İçinde bulunduğumuz, bu duruma ulaşan halklar, adeta yüzyıllar sonunda yeryüzü yaşamını yeniden gerçekleştirmeye mi başlamışlardır?

Yeryüzü, birleşmeye mi hazırlanmaktadır?

Yeryüzü halkı, sürekli zor kullanarak,  devlet sınırlarını aça aça, en sonunda ortak alanlara, ortak kavramlara ulaşacak mıdır? Fransada yaşayan birçok zenci, acaba Fransız kökenli midir? İngilteredeki ya da Amerikadaki çekik gözler asyalı mıdır, yoksa yepyeni toplum parçaları mıdır? Toplumlar değişmekte midir?

Çinde çalışan batılı kişiler, kendilerini ne şekilde hissetmektedirler?

Bir yandan oradan buraya taşın, bir yandan “chat” et, bir yandan sermaye götür, diğer yandan ortak diller bul. İnsan ilişkilerini neredeyse tüm dünyada ortaklaştır; ve bir de bak ki, senin karşı karşıya olduğun başka bir ülke kişisi, seninle aynı problemi hatta aynı hayatı yaşamaktadır.

Yeni bir dünya yönetim kavramı yerine mi oturacaktır? Ulusal devletler eyalete mi dönüşecektir? Yöneticiler, her tür insandan ve her kıtadan, ülkeden ve toplumdan mı olacaklardır?

Birleşmiş Milletler organizasyonu, tüm yeryüzü yönetimi kavramına dönüşebilir mi?

Acaba demokrasi kavramı farklılaşıp, değişip, ileri seviyedeki kişilikler muhtelif ülke ve toplumlardan kaynaklanarak tüm dünya yönetiminde mi yerini alacaktır? Bu durum, tarihte ilk kez yönetimin toplumsal zeka üzerine düşmesi şekline mi girecektir?

Yoksa enerji problemi savaş çıkarınca, sonuç ne olacaktır? Bunu kestirmek kolay mıdır?

Yaşamak ve gözlemlemek… Yirmibirinci yüzyılı anlamamıza yol açacak tek alan budur.

Fatih M. Özel

Düşünce Kulübü

http://www.dusuncekulubu.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/google_48.png http://www.dusuncekulubu.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/myspace_48.png http://www.dusuncekulubu.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/facebook_48.png http://www.dusuncekulubu.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/yahoobuzz_48.png http://www.dusuncekulubu.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/twitter_48.png
Posted in Fatih Özel'den Çok Özel Yazılar | Tagged , , , , , , , , , , , | 3 Comments