Yirminci yüzyıl artık değişmeyen bir tarih dönemine girmiştir; ayrıntıları bilen bilir, maalesef bu konuda uyduranlar da vardır. Bütün tarih bilgilerinde olduğu gibi; önemli gerçekler acaba bundan sonra anlatılacak mıdır? Yoksa yazanlar, anlatanlar kendi kafalarınca mı uyduracaktır?
Tarih çoğu zaman uydurulmuş, fakat anlayan gerçeği anlamıştır.
Geçtiğimiz yüzyılda devletlerin yönetim kavramları, yaygın bir şekilde, üç ayrı ideolojiden birine uymuştur: Komünizm, Kapitalizm ve Nasyonalizm (milliyetçilik). Yirminci yüzyılda ideolojik kavramların hakim olmasıyla, ülkelerde yaşananlar, giderek içerik değiştiren yönetim anlayışları, hatta yeniliğe yönelen dünya kavramları daha önce anlatılmıştır. Bir bakıma, bir önceki makaleyi okumanız, bu kavramlar hakkında bir tür başlangıçtır.
Bir tahminde bulunalım.
Yirmibirinci yüzyıl içinde toplumların devlet kavramları ne yöne gidecektir, nasıl değişecektir? Acaba bazı koşullarda değişim zamanı daralmakta mıdır?
Temel sorulardan biri, budur.
Ekonomi denilen en temel kavram, bütün yeryüzünde ne yöne doğru değişecektir? Ya da yepyeni bir ideolojik kavram, bu yeni yüzyılda görünmeye başlamış mıdır? Hala herhangi bir ideolojik kavram mevcut mudur?
Ya da gelin biraz daha farklı soralım: Yoksa, yeryüzündeki yönetimlerde çaresiz bir şekilde, yepyeni kavramlar mı gelişecektir?
Yirmibirinci yüzyılda, ne türde yeni bir toplumsal yaşamın gerçekleşeceği üzerine, gelin kavramları yakalamaya çalışalım; Hatta, bu yepyeni kavramların, devlet ve ekonomi yapıları üzerine nasıl etki yaratacağını anlamaya bakalım.
Gelin kendimizi biraz gökyüzüne çıkaralım, yeryüzüne bakarak, detayları inceleyelim.
Tüm taşıtlarda; yani karayolu araçları, deniz nakil araçları ve uçaklarda kullanılan yakıt enerjileri, önemli ölçüde petrolden başka bir alana hala geçememiştir. Ne yirminci yüzyılda, ne de içinde bulunduğumuz yüzyılda, yaşadığımız dönemde, bu amaçla kullanılacak yepyeni bir enerji kaynağı yoktur. İcat eden de yoktur.
Nükleer enerji santralları bile zaman zaman sorun yaratsa da kaçınılmaz koşullar altında kullanılmaktadır. Oranı aslında hala düşüktür. Enerjide hakim olan petroldür. Bir yandan enerji kullanımı artmaya devam edecektir. Diğer yandan enerji kaynakları eskiden tahmin edildiğinden daha da kısa zamanda zora girecektir. Çünkü kullanım miktarı hızla artmaktadır.
Süre, fena halde azalmaktadır.
O halde bir sorunun cevabını aramalıyız: Sürmekte olan bu tür “toplum” ve “enerji” konuları, bir bütün olarak ne yöne doğru ilerlemektedir? Ekonomi ve enerji ile halk ve birey yaşamı ne yöne gidecektir?
Tüm bu enerji kapasitesi ile ilgili yaşam ihtiyaçları, ne şekilde çözüm bulacaktır?
Amerika, ekonomi içinde AB ülkeleri ile ortalama işbirliği yaparken, stratejik politika konularında, sürekli olarak tam bir işbirliğinde durmaya gayret etmiştir. O kadar ki NATO, yalnızca SSCB karşıtında kurulmuş olmasına rağmen, SSCB nin yıkılmasına rağmen NATO varlığını sürdürmüştür. SSCB’nin yıkılmasından sonra, bu yeni durumun başlangıç döneminde, NATO amacı bir süre boyunca, boşlukta bile kalmıştır. Son yıllarda ise, NATO toplantılarında yepyeni hedefler ortaya konmuş, bunun çerçevesinde NATO yeniden devreye alınmıştır.
Amerika orta doğuyu zorlarken, Fransa Libya’ya saldırmaktadır.
Çin, hindistan ve benzeri ülkelerde, petrol kullanımının giderek daha da çok artacağı da, açık seçik bir görünümdür. Biraz düşünen bile bunu algılar. Otomobiller, sayısı artan uçaklar cayır cayır petrol kullanmakta, ve hatta elektrik üretiminde de hızla daha öteye gidilmektedir.
Dünya ekonomisi, içinde bulunduğumuz yüzyılda, her ne kadar kapitalizm hakimdir gibi görünse de, gerçekte dünya karmaşık bir döneme girmiştir. Bu karmaşanın özünde, enerji kullanımı, giderek temel bir rol oynamaktadır.
Geleceği tahmin etmeyi becerebilirsek, ne ala… Gelin “sağlam” düşünelim ve anlamaya çalışalım.
Temelde iki olası konu gündeme gelebilir.
Teknolojik araştırmalar yoluyla, yepyeni enerji üretimi ve kullanımı gündeme gelirse, ne ala… Bu olasılıkla insanlık kurtulacaktır. Bütün ülkelerin ve toplumların pozitif ilişkilerine de imkan doğacaktır. Neredeyse devletler sınırlarını açacak, giderek toplumlar, kültürler bütünleşecektir.
Enerji hacmi veya kullanım miktarı yetersiz kalırsa, başımıza da gelecek vardır.
Önümüzdeki kırk veya elli yıl içinde enerji çözümü mümkün olmadığı taktirde, insanlık ciddi bir şekilde enerji kaynağının sorunu içine girecektir. Bu da kötü olasılıktır.
Bu ikinci alternatif, Amerika ve Avrupa’yı aslında ciddi bir şekilde endişelendirmektedir. Hatta bu enerji konumu, bazı ülkeleri fena halde etkileyip politikalarını da değiştirmektedir. NATO aslında bu nedenle yaşamaktadır.
Olay, sadece enerji geleceğinin darlığından ibaret değildir, dünyanın ucunda enerji problemi yanında, ekonomi problemi de vardır.
Bilindiği gibi Avrupa ülkelerinde sık sık ekonomik zorlanmalar, şimdiden başlamıştır. Aslında bunu, başlangıçta hiç biri tahmin etmemişlerdir; çünkü ekonomik temelin bir bölümü, zaten kendi kontrollerinde idi. Bir yandan enerji yeterli görünürken, diğer yandan ekonomik kaynaklarını geliştirme imkanlarına da sahiptiler.
Kuzey Afrika ve Orta Doğu’da yönetimlerin zorlandığı ve bu bölgede, bazı yöneticilerin ortadan kaldırıldığı genel olarak bilinmektedir. Bunun bir nedeni halkın ayaklanması, halkın kendi yönetimlerini beğenmemesi olarak algılanabilir. Bu, bir bakıma doğru bile olabilir… Dünyadaki yaygınlaşan iletişim, toplumlar arasında etkili bir şekilde yükselmiştir. Bu bilgilerin yaygınlaşması nedeniyle, halklar kendileri için daha özgür ve daha rahat bir ortam arayabilirler.
Bunun yanında, diğer ciddi bir neden, bu tür ayaklanmaların Amerika tarafından desteklenip, petrol konusunu elinde tutabilecek imkanı araması da olabilir. Hatta Amerika’nın geri planda tuttuğu bu politikanın, Avrupa ülkeleri tarafından desteklenmesi, ve hatta Türkiye’nin de bu alanda etkili pozisyonda tutulmaya gayret edilmesi, dikkat çekicidir. Eski ABD başkanı Clinton, Türkiye hakkında “Yirmibirinci yüzyılda önemli olacaktır” cümlesini açıkça söylemiştir, sanırım bir miktar fikir verir.
Örnek olarak Fransa, doğrudan Libya’ya saldırmayı kendisine bir görev olarak kabul etmektedir. Amerika alkışlamaktadır. Irak yönetiminin yıllar önce düşürülmesi, Amerika tarafından yapılmıştır. Bunun ötesinde Suriye’nin de son zamanlarda zorda kalması, ayrıca bazı arap devletlerinin de sıkıştırılması, ihtimal ki benzer petrol kökenlerinden olabilir.
Petrol, kritiktir.
Iran’ın, yeterli bir sosyal gelişmede olmayan yönetimi, bir yandan ekonomik zorlanmaya girmekteyeken, diğer yandan da dışarıdan sıkıştırılmaktadır. Daha ötesi, petrolü bol iken, politik olarak nükleer araştırmayı enerji üretmek amacıyla yaptığını belirtmekte, fakat aslında nükleer savaşa hazırlanmaktadır.
Dikkatimizi çeken bir başka konu ise, Suudi Arabistan kırallığının asla ciddi bir etkiyle düzenlenmemesidir. Suudi Arabistan petrolü, bol miktarda satılmaktadır. Bu fark nedir?
Kıral, başından bu yana Amerika’dan yanadır, işbirliği içindedir. Kıralın önemli miktarda paraları Amerika’dadır, petrol satışları daha çok Amerika yönünedir.
Dünya yirmibirinci yüzyılda ne yaşayacaktır? Tüm dünya toplumları birbiri ile buluşmayı başaracaklar mıdır? Ortada ekonomi karmaşıklığa, enerji alanı zorlanmaya yönelirken, dünyada insanlık nereye gidecektir?
Durun; konu henüz bitmedi, bir sonraki yazıyı okuyunuz…
Fatih M. Özel
Düşünce Kulübü






